Kayıtlar

Unutulan Gündüzün Gecesi

Zırhı ipekten bir kuzgun Avuçlarında safir Gözlerinde kadın Her savaştan yenik çıkan tebessüm Sesinde yalnız kumsallar Etinde doğurganlık Oysa her anne bir katildir Kefensiz ölümse bakışların susması Kanı kaşığa koymak kadar dirençli Elbet bu yıl da sararacak odalar Toprağın avreti hep açıkta kalacak Sana satırlarımı ve sözlerimi Dudaklarımdan ve gözlerimden Yapraklarla kusacağım İyiler ölene dek bekle Susuzluğa dudak payı ver Sızan sabır birikir gurbette Kalbim plansız şehirlerin kölesi Her savaşta yenik düş sen de sırıt Kararsız müptelalara Bir son yazalım bu hikayeye Küflü bir ekmeği sindirir gibi İçindeki dumana hizmet etmek Nefeslenmek eriyerek tozarak Her anne katildir oysa Ve her baba maktul Dilsiz bir sağır kavuşması Ve sır Yıllarca günlerce “ susma” ağrısı Dikenli yağmurlar etimde Topuklarımda iğneler Fesat kokular geliyor alt notalardan Hangi güneş sıcağında saklıdır...

Naif Bir Ruha Dairdir

    Bulutsuz ülkelerin çocuk bakışları Annesiz kızların evcilik oyunları Ölü kadınların solgun teni, Damarsız, arabesk bir şarkı, Ve bir uçurtmanın cam tozlu ipiyim İpsizim, I Tecelli; Uykunun yılan tembelliğinde gezindiği Arzu ve ter kokan bir yanardağ buğusu Savaştan çıkan bir ülke gibi yorgun ve sessiz Sana tavsiyem; biriktir eteğindeki taşları Ve ıslat ağzındaki baklayı Konuşma ve içinden anlat mevzunun derinliğini Sonuç alınamaz yalnızlığımızı Ve çaresiz iktidarsızlığımızı II Vuku; Yağmur sakinliğinde Ve sandığından güçlü aslında Elimin tersiyle vurduğumdan mı nedir Avuçlarım  sancılanıyor Kaygılarım karambolde, Korkularım çıkmazda Çiğrilmiş rüzgar gibi ağzımda büyüyor bu özlem Kurutuyor boğazımı Yutamıyorum III İtidal; Bir yanımda ağır varoluş Öbür yanım çelimsiz bir mızrak Tanyeri ağarırken seyrettiğim yüzün Soluğun ve renksiz uykun Kutsal bir damar...

SAYıklaMAK

Kadının topukları yalınayak basmaktan ya da bakımsızlıktan olsa gerek diken diken olmuş grimsi bir renk almış ve susuz topraklar gibi çatlamıştı.Bu ayakların çirkinliğine bakarken bir çin atasözü geldi aklıma…Ama şimdi hatırlamıyorum.   Mavi bir ev hayal ediyorum beyaz kapısı olan.Ev deniz kenarında olmalı.Olmazsa olmaz şartı budur hayalimin.merdivenler kumlara değmeli.Geceleri uçsuz bucaksız bir karanlık olmalı,ve bazı geceler yakamozla uyumalıyım.Pencereleri büyük olmalı…Hatta duvarları sadece evi ayakta tutan kirişler olmalı…Çatısı camdan…Mavi demiştim değil mi?Göğün mavisi,denizin mavisi,gecenin mavisi… Mavi bir ev hayalinin helak olan bir kavimden arta kalanlarla yeni bir dünya kuran ablak bir yüze dönüşmesiyle kramp giren bir diz kapağım oldu şimdi.Gözüm aydın. Babil kulesinin Ay Tanrıçasına sunulan onbeş metrelik en üst katına altınlarla kaplı sandalyelere ,masalara ve sütunlara bir ateş topu gönderip eritmeliyim hepsini.Ve hurda niyetine satmalıyım bankalara...

Kar Yağarken Pencere

dilinin ucunda ne varsa insanın işte ben ona inandım. yavru bir kuşun daha ilk denemesinde tutunmaya çalışması gibi göğe ne bulduysam abandım ve uça uça karasular indi kanatlarıma oysa bütün insanlar eşittir direksiyon başında ama biri var ki şimdi yok aramızda huzur yazıp da bulamayan tanpınar inleyip duruyor narmanlı handa dünya tuhaf değil mi kızarmış ekmeğe tereyağ sürer gibi çocuklar yetiştiriyoruz ölmesi için. bir istek ki dövüp duruyor bizi oynaşıp duruyor bizi oynaşıp duruyoruz kapkaranlık sularda kirletmek için o bembeyaz gömleği dizlerinden vurulmuş bir adam ki o benim ne kadar benziyorum emekleyen çocuğa bir anda yıkılıyor cana yakın ne varsa yemeğin etini seçmek gibi mesela. dünyanın soluğudur kar yağarken pencere silinen bir vazoya tozun konması gibi ey dokunma duygusu sensin bu bahçenin sahibi. kar tutmuyor artık şehirleri nedense sesini teybe çekip sonra da beğenmeyen her kimse; ona benzetiyorum ben, bu tuhaf ilişkiyi. ki insan mütercimdir, kalbi...

Gastrofobik

uzanıp seslerini dinlediler kaldırımların tedavülden kaldırdılar,dinlerken içlerini acıtan sesleri içleri mi? içsiz ve dışsız bir paçarvarydı oysa bedenleri takım elbiseleriyle bize benzemey çalışıyorlardı sadece. maltepe sigara ne kadar zararlıysa biz o kadar zararlıydık oysa... bizi kanalizasyonlara mahkum ettiler sonra iki artı bir evlere. oya işlemeye adanmış ömürleri sokaklara savurdular istavroz çıkarmak günahtı ve ben gizlice istavrozun felsefesini çözmeye çalışırken babam ve oğlum vizyondaydı. kutsal ruh ben miydim? sustum ve tövbe ettim gizlice Halikarnas Balıkçısını düşündüm bizim mahallede bir meyhaneydi burası duydum ki bir şairmiş sahibi. şairlikten geçinemeyince balıkçı olmuş garibim. hamburger yiyerek işledim son günahımı ve bir dilenciye acıyarak baktım az önce kalbimize dağılan karamsarlığın gudubet bir yansımasıyla tükürdüm yere biz asrın gurme çocukları yediklerimle kurtarırım sandım dünyayı. kendimi yediğimi anladığımda yağmur yağıyor...

Aziz

Hangi hikaye masumdur sence? Hangisinden nedensiz bir terk ediş yok söyle bana. Uzak değil mi? Yoo uzak değil her an yanı başımda biri bir şeyleri terk ediyor. Sigarayı terk etmek en masumu sanırım. Ve ben sadece sigarayı bıraktım...

SİDARTA

Ne diyeceğini bilmemektir Ölüm haberi almak. Ne bileyim işte. Dilsiz bir duvarın yasağı gibi Yaktım yalnızlığın ucunu Bir bardak su gibi dağıldın ağzıma. Kulak kirlerimden duyamadım seni Hayır o sen değildin inanma Yukarıda Allah var ,bak. Sana tapındığın bir şey söyleyeyim mi? Sattığın şey limon değil gururumdur. bil ve içeri gir kapat perdeyi. uzun zaman sevişmeden yaşamaktır nefes almak. ve sevmeden sevişmektir yaşamak. mart'12