10 Ekim 2016 Pazartesi

"BELA" -1-


Her şeyin kendi lisanında hikayesi vardır
parmağımdaki ağır saçmalığın bile
kaç sigara öldürür ki beni
ya da kaç iç çekiş
kanadığın her yer acı ve kirpikler talihsiz
kadının kalbi yalan ve gıymet yuvasıydı oysa
anlayın artık
bu kadınlar; bir cadının uğursuz sözleri
içinde fokurdayan yarayı akıtmaktan,
ve acıyan yumruları sıkmaktan zevk alan
ve irinden beslenen

oysa kutsal emanet, hatta baş tacı
oh ne ala
bu bedava kutsayış bu şerefli masallar
hangi ademin gönlünden koptu ki bu kabulleniş
yine de cennetin ayaklara serildiği müptezel
yine de ahı tutmayan merhamet

gitmek ya da ölmek
kutlu bir vasiyet ve nefret kusmuğu bırakarak
bak güzelim iyi düşün Tanrı seni eğri yarattı
eğ boynunu toprak senin vatanın
düşlediğinse gökyüzü
yüz suçtan aklansan ne çare
diyemediğin onca cümle yakanda
somurtmuş bir ecnebi gibi gez sokakta
yuttuğun harfler için su iç
boğazına yapışmasın imalar

sesin kuyularda taş sekmesi
bir kız çocuğu öfkesi tepinir ruhunda
kavlini unutan aciz kulların alın yazısıdır
ölüm döşeğinde hayat bulanların ilk sözleri
bu kadar yalan içinde “bela” demek içimden gelmiyor nedense.

Kusura bakma Tanrım
Bu ayetler benim toprağımda hükümsüz.





31 Ağustos 2015 Pazartesi

Mantık Ayrılığı




Bir şey sorabilir miyim?” der yaklaşan bir kız

Bilir misiniz deniz kenarında üşüyen adamlar

Nefesleri su kokan çocuklar

Kansızlık bugünlerde sıcak denizlere inme hevesinde

Ve incinmiş bir yaranın

Tuza teslim oluşu narin bir bekleyişte

“Hanfendi bakar mısınız?

Bu kurdeşenli azınlık barış ister mi sizce?

 

Buyrun önden koşunuz intihara

Bu defa başka sancılar taşırıyorum

Niteliksiz ağrılar, nereden geldiği anlamsız

Ve elbet sebepli bir boşluk belki ölümle dolacak

Yani ben , nasıl desem akacak yer bulamayan bir akışkan

Yıkıntıların kalbinde rüya tabiriyim.

 

Siz;

Thames nehrine bakmıyor evleriniz

Deniz kabuklarıyla kutsanmıyorsunuz her sabah

Üç sure ile vaftiz edildiniz, oysa

bahtınız hep kavruk hep zenci

Ya ben;

Hiç merhamet etmedim  bir dilenciye

Cüzdanımda kurşunlar, ağır yaralı minnetler

Kalbimde kuytu cinler ve ben

inliyorum seni

Kalbinde baba karanlığı olan adamlar

İncitmeden bakar kadınına

Onlar Ruhunda çınar büyütür, katı gölgeler uzatır,

Özü , su tadında huzur

adımları kaya, ayakları naif

 

 

Vertigo bir ölme biçimi artık

Yavaşça ve dönerek ,

topukların altından yürüyen yeryüzü

İnat bir rüzgarın gönlüne bastığım izmarit

Uyuşan ayaklarım ağır

Burnumun dibi ölüm sebebim

Bakın artık gözlerime

Külteleşmiş bir ölü gövdesi yalnızlığım

Yazgı dediğin şey  bir kadının kurgusu

Bir adamın kıvrım kıvrım savrulmasıysa

Beni aldır içinden her gün doğmaktan bıktım

Başım dönüyor bak yine

İç kulağımda medcezir

Kumları çekiliyor beynimin

Aslında azizim; Heyelanlar toprak lehine

Yolun karşı geçesinde kaldı ölüm.

13 Eylül 2014 Cumartesi

Unutulan Gündüzün Gecesi

Zırhı ipekten bir kuzgun

Avuçlarında safir

Gözlerinde kadın

Her savaştan yenik çıkan tebessüm

Sesinde yalnız kumsallar

Etinde doğurganlık


Oysa her anne bir katildir


Kefensiz ölümse bakışların susması

Kanı kaşığa koymak kadar dirençli

Elbet bu yıl da sararacak odalar

Toprağın avreti hep açıkta kalacak

Sana satırlarımı ve sözlerimi

Dudaklarımdan ve gözlerimden

Yapraklarla kusacağım
İyiler ölene dek bekle

Susuzluğa dudak payı ver

Sızan sabır birikir gurbette

Kalbim plansız şehirlerin kölesi

Her savaşta yenik düş sen
de sırıt Kararsız müptelalara

Bir son yazalım bu hikayeye


Küflü bir ekmeği sindirir gibi

İçindeki dumana hizmet etmek

Nefeslenmek eriyerek tozarak

Her anne katildir oysa

Ve her baba maktul
Dilsiz bir sağır kavuşması

Ve sır

Yıllarca günlerce “ susma” ağrısı

Dikenli yağmurlar etimde

Topuklarımda iğneler

Fesat kokular geliyor alt notalardan

Hangi güneş sıcağında saklıdır kader

Rüyalarım hissedar, ruhum palavra

Her savaşta ganimetim ben



Ve tebessüm

ve isyan

ve tarumar

Gözlerimde bir kadın hep yenik düşen

Unutkan güvercinler mutludur her zaman

Kadınlar katildir ve
ben kadınsam, Herkes kahraman.
 
Ağustos'14

31 Aralık 2013 Salı

Naif Bir Ruha Dairdir


 
 
Bulutsuz ülkelerin çocuk bakışları
Annesiz kızların evcilik oyunları
Ölü kadınların solgun teni,
Damarsız, arabesk bir şarkı,
Ve bir uçurtmanın cam tozlu ipiyim
İpsizim,
I
Tecelli;
Uykunun yılan tembelliğinde gezindiği
Arzu ve ter kokan bir yanardağ buğusu
Savaştan çıkan bir ülke gibi yorgun ve sessiz
Sana tavsiyem; biriktir eteğindeki taşları
Ve ıslat ağzındaki baklayı
Konuşma ve içinden anlat mevzunun derinliğini
Sonuç alınamaz yalnızlığımızı
Ve çaresiz iktidarsızlığımızı
II
Vuku;
Yağmur sakinliğinde
Ve sandığından güçlü aslında
Elimin tersiyle vurduğumdan mı nedir
Avuçlarım  sancılanıyor
Kaygılarım karambolde,
Korkularım çıkmazda
Çiğrilmiş rüzgar gibi ağzımda büyüyor bu özlem
Kurutuyor boğazımı
Yutamıyorum
III
İtidal;
Bir yanımda ağır varoluş
Öbür yanım çelimsiz bir mızrak
Tanyeri ağarırken seyrettiğim yüzün
Soluğun ve renksiz uykun
Kutsal bir damar gibi atar gözlerimde
Bana bir söz söyle
Hep benimle,hep benim olan bir söz
Her güne bir harfle tahammül
Her tahammüle bir kurşun
Bir fincan çaydaki dudaklarım
Bu kalbin karşısında
Nasıl bu kadar Aziz kalabilir ki?
 
Aralık'13
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

 

 

 

 

 

3 Eylül 2013 Salı

SAYıklaMAK


Kadının topukları yalınayak basmaktan ya da bakımsızlıktan olsa gerek diken diken olmuş grimsi bir renk almış ve susuz topraklar gibi çatlamıştı.Bu ayakların çirkinliğine bakarken bir çin atasözü geldi aklıma…Ama şimdi hatırlamıyorum.

 

Mavi bir ev hayal ediyorum beyaz kapısı olan.Ev deniz kenarında olmalı.Olmazsa olmaz şartı budur hayalimin.merdivenler kumlara değmeli.Geceleri uçsuz bucaksız bir karanlık olmalı,ve bazı geceler yakamozla uyumalıyım.Pencereleri büyük olmalı…Hatta duvarları sadece evi ayakta tutan kirişler olmalı…Çatısı camdan…Mavi demiştim değil mi?Göğün mavisi,denizin mavisi,gecenin mavisi…

Mavi bir ev hayalinin helak olan bir kavimden arta kalanlarla yeni bir dünya kuran ablak bir yüze dönüşmesiyle kramp giren bir diz kapağım oldu şimdi.Gözüm aydın.

Babil kulesinin Ay Tanrıçasına sunulan onbeş metrelik en üst katına altınlarla kaplı sandalyelere ,masalara ve sütunlara bir ateş topu gönderip eritmeliyim hepsini.Ve hurda niyetine satmalıyım bankalara.Ya da üzüm çalıp bekçi dövmeliyim babilin asma bahçesinden.Kaçak şarap üretmeliyim ve içki haramdır yazmalıyım üstüne.Ne bileyim bir suç işlemeliyim işte karar veremiyorum…

Yasakların bilinçlilik evresinde doyulmaz bir hazzı vardır.Bilerek ve isteyerek yürür  insan.Ebem kuşağı altından geçmiş gibi hisseder ama yanılır.Rasyonel bir yaklaşımla özetlersek –UZAKLAŞIR-.Kereviz diyordum masum değilmiş meğer…Afrodizyak etkisinden mütevellit Elma aklanıyor gözümde.Yasak Sebze diye bir jargon  filizleniyor lugatimde.Oysa kereviz ne güzel bir sebzeydi.

Bir kadın otuzbeş yaşında güzelliğin zirvesindedir safsatasında boğulurken,kaşlarını kaldırıp,karnından yağ aldıran,iğnesiz eşarp bağlamış,kırmızı pardesülü kadının yüzündeki lekelerini memleket meselesi gibi anlatmasıyla midem burgulanıyor.Çatallı sesimle çakma nike eşofman altı gibi kalıyorum ortada.Kendimi bir b.k sanarak…B.k bile içerdiği maddelerle toprağa neşve verirken bir b.k olamamak koyuyor bu sefer.

Oysa o an aklımda tek kalan şey Fransız kadınlara benzetilmemdi.Ve başka bir şey daha.Şimdi yüzünü bile hatırlamıyorum.Kadının yüzü lekeli senin yüzün yok…Hayır yalan söylüyorum.Edith Piafın kaşları üzerine yemin ederim ayna  hariç her şey mıh gibi çakılı aklıma.Sorun şu ki; Aynalar çabuk unutuyor da ben unutmuyorum.Unutan Aynaları Unutmak gerek.İnsan nisyanla malüldür diye bir yalan kol geziyor.Nisyan güzel bir kız ismi olabilirdi mesela.Ama bu söze yakışmamış pirimJ

Dış çevrenin parametrelerinde susuz kalmış bir azize gibiyim.Çöldeki değişkenlerden artırdığım 100 gr vasoserc  gibi şimdi hayat.Biraz yan etkili biraz döngülü…dengeli veya dengesiz…Yer ayaklarımdan kayıyor,başımdaki lambalar dönüyor semazen rolünde…ve ben TC ‘mi veriyorum yer altı krallığına vatandaş kabul edilmek için…

Boşver analizleri…mavi evi hayal et…mavi ev…mavi…ma…

 

30 Aralık 2012 Pazar

Kar Yağarken Pencere



dilinin ucunda ne varsa insanın
işte ben ona inandım.
yavru bir kuşun daha ilk denemesinde
tutunmaya çalışması gibi göğe
ne bulduysam abandım
ve uça uça
karasular indi kanatlarıma

oysa bütün insanlar eşittir direksiyon başında
ama biri var ki şimdi yok aramızda
huzur yazıp da bulamayan tanpınar
inleyip duruyor narmanlı handa

dünya tuhaf değil mi
kızarmış ekmeğe tereyağ sürer gibi
çocuklar yetiştiriyoruz ölmesi için.
bir istek ki dövüp duruyor bizi
oynaşıp duruyor bizi
oynaşıp duruyoruz kapkaranlık sularda
kirletmek için o bembeyaz gömleği

dizlerinden vurulmuş bir adam ki o benim
ne kadar benziyorum emekleyen çocuğa
bir anda yıkılıyor cana yakın ne varsa
yemeğin etini seçmek gibi mesela.

dünyanın soluğudur kar yağarken pencere
silinen bir vazoya tozun konması gibi
ey dokunma duygusu
sensin bu bahçenin sahibi.

kar tutmuyor artık şehirleri nedense
sesini teybe çekip sonra da beğenmeyen
her kimse;
ona benzetiyorum ben, bu tuhaf ilişkiyi.
ki insan mütercimdir, kalbindeki o şeyi
metal tadı olsa da ısırdığı herşeyde
çevirip durur kendi dilince.

ve kaybolunca kapının anahtarı
duvarla kardeş olur güzelim kapı.
İbrahim Tenekeci

25 Kasım 2012 Pazar

Gastrofobik



uzanıp seslerini dinlediler kaldırımların
tedavülden kaldırdılar,dinlerken içlerini acıtan sesleri
içleri mi?
içsiz ve dışsız bir paçarvarydı oysa bedenleri
takım elbiseleriyle bize benzemey çalışıyorlardı sadece.
maltepe sigara ne kadar zararlıysa
biz o kadar zararlıydık oysa...
bizi kanalizasyonlara mahkum ettiler
sonra iki artı bir evlere.
oya işlemeye adanmış ömürleri
sokaklara savurdular

istavroz çıkarmak günahtı
ve ben gizlice istavrozun felsefesini çözmeye çalışırken
babam ve oğlum vizyondaydı.
kutsal ruh ben miydim?
sustum ve tövbe ettim gizlice

Halikarnas Balıkçısını düşündüm
bizim mahallede bir meyhaneydi burası
duydum ki bir şairmiş sahibi.
şairlikten geçinemeyince balıkçı olmuş garibim.

hamburger yiyerek işledim son günahımı
ve bir dilenciye acıyarak baktım az önce
kalbimize dağılan karamsarlığın
gudubet bir yansımasıyla tükürdüm yere
biz asrın gurme çocukları
yediklerimle kurtarırım sandım dünyayı.
kendimi yediğimi anladığımda
yağmur yağıyordu
uzanıp kaldırım dinleyen bedenlere.

bc/kasım'12

19 Kasım 2012 Pazartesi

Aziz


Hangi hikaye masumdur sence?
Hangisinden nedensiz bir terk ediş yok söyle bana.
Uzak değil mi?
Yoo uzak değil her an yanı başımda biri bir şeyleri terk ediyor.
Sigarayı terk etmek en masumu sanırım.

Ve ben sadece sigarayı bıraktım...

6 Nisan 2012 Cuma

SİDARTA


Ne diyeceğini bilmemektir
Ölüm haberi almak.
Ne bileyim işte.
Dilsiz bir duvarın yasağı gibi
Yaktım yalnızlığın ucunu
Bir bardak su gibi dağıldın ağzıma.
Kulak kirlerimden duyamadım seni
Hayır o sen değildin inanma
Yukarıda Allah var ,bak.

Sana tapındığın bir şey söyleyeyim mi?
Sattığın şey limon değil gururumdur.
bil ve içeri gir kapat perdeyi.

uzun zaman sevişmeden yaşamaktır
nefes almak.
ve sevmeden sevişmektir
yaşamak.

mart'12

12 Aralık 2011 Pazartesi