22 Kasım 2010 Pazartesi

Ü m i t s i z M e v s i M






“Karagözlü gençliğimde bıraktım saçlarını

saçların da gözlerin gibi karaydı...

bahtın gibi ve...”


boşluğa bırakılmış gibidir ,

başım döner kabuksuz yalanlarından..

kaç saniye sürer ki ,

kaç dakika ya da...

tenha sevişmeleri...

kırağı çalmış dudakların nar çiçeği,

sözlerin buğu kıvamında sevdiğim...

sözlerinde telaş yok...

azaldığında bakir dağların sıcağı,

çoğaldığında saçlarımda aklar...

kış geldi mi sevdiğim...

kış geldi mi?

çılgın bir zerafetle başladı,

dumansız ve efsunlu...

koyu karanlık sakinliğinde yol aldı

bir savaş sonrası ölü beden sessizliğinde

yaşlılık tünemiş tırnaklarımdan aktı kıyamet...

şehla gözlerinde aziz bir ürperiş...

uzak ülkeler gibisin sevdiğim,

ulaşılmaz ve duru...

sular şakağından gömülmüş yeryüzüne..

sular bulanmadı sevdiğim...

biz bulandık toprağın gölgesinde...

yudumladık zerrelerimizi …

güvertemde köhne bir demir kokusu,

omurgamda zayıf bir metal...

bilinmez bir titreyiş sonra,

sıcak bir yazın bulantısı safrada...

nasıl ulaşacağım senin kalbine...

bunca kusurla...

bedbaht bir bedevi çırpınışı benimkisi ,

çöl ayazında…

gece gibi siyah bir aşktır,

ve kibirli bir dudak kıvrımıdır gözlerin.

içimde bıraktığın bu acı sevdiğim,

dudak izin olmamasından mıdır?

ılık vuruşudur suyun ayaklarıma,

cemre mi getirmişdir yazı sevdiğim?

yaz geldi mi sevdiğim...

yaz geldi mi?

yaz geldi...kış geçti...

mevsimler döndü kucağımda,

mevsimler sarmaş dolaş oldu da sevdiğim...

....

med cezirl fikirlerden kelimeler bile yalnız düştü …

üşüdü yaz arefesinde...


***

gidenin ardından